-->

 

Kimler Online

Şu anda 103 ziyaretçi çevrimiçi

Anket TSE

Hangi Ürün Belgelendirme Hizmetlerinden Faydalandınız
 

 

Kuruyemiş kültürü tüketiciye iyi aktarılabiliyor mu?
(2 - CDAJAXVOTE_VOTE_COUNT)

Öncelikle Papağan Kuruyemiş’in kuruluşundan ve bu yıla gelene kadar yaşanan gelişmelerden bahsedebilir miyiz?
1959’da yılında Urgancı Gıda Pazarlama Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından Kastamonu’da yer fıstığı üretilerek sektöre girildi. Papağan Kuruyemiş de 2003 yılında Emekçioğlu ile birleşerek
o yıllardan bu yana Emekçioğlu grup bünyesinde faaliyet gösteren bir firma oldu. 2005 yılına kadar İstanbul da bulunan imalathanemizde faaliyet gösteriyorduk. 2005’in sonundan bugüne kadar da Çorlu’da yaptırdığımız tesisimizle hizmetimize devam ediyoruz. İstanbul içi, İstanbul dışı ve bayilikler aracılığıyla hizmetimiz sürüyor.
Kuruyemiş kültürü tüketiciye iyi aktarılabiliyor mu? Markalaşmanın iç ve dış pazardaki önemi nasıl?
Kuruyemiş besin değerleri yüksek bir gıdadır. Ama besin değeri bu kadar yüksek olan bir gıda tüketiciye yeterince lanse edilmeyip, markalarla desteklenmediği için tüketici kuruyemişi geri plana itmiş. Geçmişte önemi çok daha yüksekken bugün önemi azalan bir sektör haline gelmiş, hatta sektörleşememiş. Bisküvi, çikolata, içecek sektörü diyebiliyoruz ama kuruyemiş sektörünü biz var olarak nitelendirsek de alış, satış, üretim kanalındaki insanlar var diye kabullenmiyor. Çünkü bu bilinç oluşmamış. Bu bağlamda bizim amacımız hem Türkiye hem dünya çapında bir marka oluşturup, bu işi sektörleştirip sektörü büyütmek. Dünyaya hammadde olarak bir sürü kuruyemiş ihracatı yapıyoruz ama marka ihracatı yapmıyoruz. Fıstık ihracatını markayla yapmazsak başka bir ülke bunu üretmesi durumunda, daha olgun ve kaliteli üretimle ihracatımızın önüne geçebilir. Bizim açtığımız yolu keserek, o yolda kendisi başarıya ulaşır. Ama biz kendi markamızı ülkede ve dünyada başarılı noktaya getirirsek, o marka gücüyle tüm ürünlerimizi her yere ulaştırırız.
Dış pazarda kuruyemiş sektörünün karşılaştığı sorunlar nelerdir?
Buna şöyle bir örnek verebiliriz. Bizim Almanya’ya gönderdiğimiz kaliteli ürünle, başka firmanın gönderdiği kalitesiz ürünü karşılaştırıp iki ürünün de reyonda satıldığını düşünün. Papağan alıp memnun kalıyor, başka markete gittiğinde Papağan’ı bulamayınca başka bir satış stratejisi doğrultusunda diğer markayı alıyor. Kötü olan markayı aldığında memnun kalmıyor. Sonuç olarak kaybeden sadece o olmuyor, ben de kaybediyorum; kuruyemiş sektörü olarak Türkiye kaybediyor. Biz dünyanın bir sürü ülkesinde üretilen ürünleri markalarına göre tüketiyoruz. Eğer bunlardan memnun değilsek alabilir miyiz? Bu sektörü de etkiliyor. Kuruyemişten memnun kalmayan tüketici, damak tadına uygun kuruyemişi bulamayınca başka bir ürün tüketiyor. Doğal olmayan bir kaynağa giderek o tadı, o keyfi başka bir üründe arıyor. Neden bizim kuruyemişimizde aramasın da başka üründe arasın? Neden İç Anadolu topraklarından çıkmış yüzde 100 doğal bir üründe aramasın? Onun için bu bilincin sadece bende veya bir başkasında olması yeterli değil.
Kuruyemiş paketlerinin yanında verilen çöp poşetleri ve keeper ambalaj sistemiyle aldığınız tepkiler nasıl?
İnsan duygusal bir canlıdır. Kendisi için bir şey yapılması çok hoşuna gider biz de bunları tüketicilerimiz için yaptığımız için, onları düşünmemiz çok hoşlarına gitti. Çok olumlu tepkiler aldık. Bana çöp poşetiyle ilgili sayfalarca mektup yazan insanlar oldu. Kuruyemiş gerçekten de keyif işi. Ama bir taraftan keyif alırken, diğer taraftan keyifsizlik veriyorsunuz. Kirlilik doğaya zarar vermek; bunun adı kabuk da olsa kağıt da olsa hoş olmayan bir şey. Bizim tüketicileri düşünmemiz; keeper da olsa, çöp poşeti de olsa, bir dergide olsa insanın doğası gereği çok hoşuna gidiyor. Bu iki konuyla ilgili bütün tüketicilere teşekkür ediyorum. Bize mektup yazdılar, telefonlarla aradılar, mail attılar. Bunların hepsini biriktirdim çoğuna geri dönüp teşekkür etmeye çalıştım. Beklentilerimizden daha fazla olumlu tepkiler aldık. Bu işin ekstra bir iş olduğunu düşünmüyoruz. Bu bizim görevimiz, yaptığımız şeyle övünmek istemiyoruz. Biz bu ürünü üreten insan olarak, bu ürüne ait sorunları da çözmek zorundayız. Burada artı bir şey yapmadık, sadece eksiğimizi düzelttik.
Papağan Kuruyemiş’in ilklere imza atmış bu fikirleri nasıl ortaya çıkıyor? Papağan ekibi nasıl bir ekip? 
Genç bir ekip olarak fikir alışverişini çok seviyoruz. Toplantıda oturduğumuz zaman saatlerce, günlerce toplantı yapabiliyoruz. Bu beyin fırtınasında hep birlikte ortak fikirler ortaya çıkarıyoruz. Biz Papağan olarak ilklerin firması olmayı her zaman sürdürdük. Başladığımız noktada çok büyük dezavantajlarla başlamıştık. Çünkü pazarda çok olumsuzluklar vardı. Satış noktalarına gittiğimiz zaman bir sürü eksiklik olduğunu gördük. Bizden de aynı eksiklerin geleceği düşüncesindeydiler. Onlara bu sorunları yaşatmayacağız konusunda ikna etmeye çalıştık. Elle tutulup gözle görünmeyen bir şeye inanmak kolay değildir. Daha önce bununla ilgili sorun yaşayan bir ticaret insanının bunu göz ardı etmesi mümkün değildir. Bu konuda bize bugüne kadar destek veren tüm satış noktalarına ve yetkili arkadaşlara, bu dergiyle özellikle teşekkür etmek istiyorum. Biz bu noktaya geldiysek, artan bir şekilde bir olaya devam ediyorsak, bu bizim söylediklerimizi insanların anlamasıyla ve inanmalarıyla mümkün. Yoksa biz kendi kendimize ne söylesek söyleyelim insanlar bize inanmazsa, imkan sağlamazsa hiçbir yere varmayız. Bunu özellikle belirtiyorum.
Sizce kuruyemiş sektörü nasıl bir gelişim içindedir? Türk halkı iyi bir kuruyemiş tüketicisi mi?
Türk halkı çok iyi bir kuruyemiş tüketicisi. Çünkü genlerimizde, fizyolojik yapımızda bu var. Ben dünyanın birçok yerini gezdim, kuruyemişi hiç bilmeyen yerler olduğunu gördüm. Kabuğuyla yemeye çalışan insanlar bile var. İlk defa Türk firmalarıyla kuruyemişi tanıyıp da şu anda kuruyemiş tüketen yerler var. Türkiye’den ihraç yapan firma aracılığıyla kuruyemiş ürünlerini daha önce hiç görmemiş ve tüketmemiş insanlar, şu anda alışkanlık halinde kuruyemiş tüketiyorlar. Dünya geneline bakıldığında ülkemiz kuruyemiş konusunda çok çeşitliliğe sahip ülkelerden bir tanesi. Ayrıca en kaliteli ürünlerin üretildiği ülkelerden bir tanesidir. Bizim ürünlerimizin tadını ben dünyada çoğu yerde görmedim. Burada Anadolu’nun bir kültürü var.
Kuruyemiş piyasasının geleceği için öngördüğünüz düşünceler nelerdir?
Kuruyemişle ile ilgili önceki yıllardan daha hızlı bir gelişme olacağını düşünüyorum. Bugüne kadar yaşanan büyümeden daha fazla bir büyüme olacak. İnsanların doğal ürünlere yönelmeleri, bunun önemini anlamaları, marka bilinci, kalite kavramı, hijyen; medyanın da bu konuları işlemesiyle beraber sektörde işine ciddi bakan firmaların, işlerine değer verip daha kaliteli ürünler üretmesiyle bu sektör önümüzdeki yıllarda daha fazla bir büyüme kaydedecek Umarım orada üretici firmalar olarak iyi durabiliriz, üzerimize düşen görevleri iyi yerine getirebiliriz. Böylece büyümenin önüne engel olmayıp, büyümeye katkı sağlayacağız.
Açık satılan kuruyemiş ürünlerinin ambalajlı ürünlere göre değerlendirmesini yaptığınızda nasıl bir kıyaslama ortaya çıkarıyorsunuz?    
Bu konuda değerlendirme yapmak bile doğru değil. Bir ürünü ürettikten sonra ambalajın içine koyarsanız bunun dış etkenlerden etkilenmesi mümkün değil. Açık kuruyemiş havadan, tozdan, kokudan yani tüm dış etkenlerden etkilenir. Açık kuruyemişler üretildikten sonra torbalarla satış noktalarına ulaştırılıyor. Torbalar da açılıp değişik kanallarla tüketiciye satılıyor. Bu aşamada üretildiği ambalajlardan ayrışıp başka şeylere temas ediyor. Bu temas esnasında her şeyin olması mümkün. Bu da satıcıların vicdanına, titizliğine kalmış. İyi bir korumanın olması mümkün değil. Bizim paketli ürünler öncelikle dış etkenlerden korunduğundan oldukça hijyenik. Bunun yanında üretim tarihi, son kullanma tarihi; kuruyemişin bayat tüketilmesi riskini önlüyor. Üretim zamanıyla tüketim zamanı arasında bir zaman dilimi var ve bu zaman aşıldığında tazelik ortadan kalkar. Açık üründe ise ürünün ne zaman üretildiğini bilme şansı yok. Fıstığı dünyanın en büyük teknolojisiyle ürettiğiniz ve ambalajladığınızda bir yıldan sonra hiçbir lezzet alma şansına sahip değilsiniz. Ne zaman üretildiğini bilmediğiniz bir ürünü alıp yediğiniz zaman damak tadına ulaşamazsınız. Yemek nasıl bakteri üretiyorsa kuruyemiş de üretir. Açık kuruyemiş satıcıları kuruyemişi ısıtıyorlar, ürünün sıcak olması da tüketiciyi taze olduğu konusunda yanıltıyor. Açık kuruyemişlerde satış noktaları teknolojiye sahip değil ki; ısıtılarak tüketiciyle buluşturuluyor. Ama bizim ürünlerimiz üretiliyor, ambalajlanıyor, tüketici açıncaya kadar dış etkenlerden muhafaza ediyor. Son kullanma tarihi geçmişse tüketmiyor. Her şeyden önemlisi Papağan’ın damak tadı var.
Tüketim alışkanlıklarından biraz zor mu vazgeçiyoruz?
Tüketim alışkanlıklarımızdan biraz zor vazgeçiyoruz desek yeridir. Nasihate gerek bırakmadan tedbir almak gerekir. Başımıza bir şeyler gelmeden, bazı yanlışlıklarla ilgili tedbirlerin alınması gerekir. Bunda üretici firmalarla ilgili ekonomik etkenler de var. Bir kısım tüketici açık kuruyemişi ucuz olduğunu düşündüğü için tüketiyor. Ama tarım hataları, kaliteye göre fiyatın ucuz olmaması, ürünün kalitesine göre fiyatı önemli faktörler. Sadece ucuz olması değil, özellikleri de düşünülmeli. Papağan da öyle bir ürün. İnşallah bu mesafeyi hızlı bir zamanda alıp daha hızlı geçersek hepimiz kazanacağız. Tüketicinin sağlığı düşünülerek üreticiler daha dikkatli olmalıdır. Bizim ürünümüz doğal bir ürün, içinde bir katkı malzemesi yok. Fındığın veya başka bir ürünün ucuz satılması söz konusu olamaz. Ucuz satılıyorsa sebebi vardır. Fındığın dünyadaki fiyatı bellidir, belli bir kalitenin maliyeti ve fiyatı vardır. Bunun değişmesi kalitenin değişmesidir. Ürün değişmediğine göre özellikleri değişiyordur. Üretim hileleri olduğu için fiyatı ucuzdur.
 

 

 

Marka davalarında hukukçulara ve marka sahiplerine önemli bir kaynak!

adres_kitap

Patentle Kazanmak Kitabı ÇIKTI!