-->

 

Kimler Online

Şu anda 44 ziyaretçi çevrimiçi

 

Cips'te ilk 5 marka bizim, sırada kuruyemiş var
(2 - CDAJAXVOTE_VOTE_COUNT)
 "İnsanlar aldıkları kaloriye göre şişmanlarlar. 'Kötü besin" diye bir şey yok 'kötü beslenme' var. Sürekli olarak aynı şeyi çokça yerseniz sizi iyi bir yere götürmez. Beslenme düzeninizin içinde fonksiyonel olduğu gibi mutluluk verici şeyler de olmalı.
Yüzde 80 fonksiyonel, yüzde 20 de keyfe yönelik beslenirseniz bir sorun olmaz. Ürünlerimizin kişi başına tüketim gramı 750 gr. Bunu 365 güne bölerseniz kişi başına 2 gram düşer. Bu da taş çatlasa 10 kaloridir. Beslenme ve aktivitenin belli bir denge içinde yapılması gerek. Bu denge sağlanırsa sağlık açısından bir sorun çıkmaz." 
 
 
 
 
1986 yılında bir Türk firması olarak kurulan Uzay Gıda, 1988 ve 1993'te hisselerini PepsiCo'ya sattı ve ardından da Frito Lay Türkiye kuruldu. Sektöründe dünya lideri olan Frito Lay, 120 ülke pazarında yılda 2,5 milyon ton tuzlu çerez satışı gerçekleştiriyor. Frito Lay, Türkiye İzmit ve Tarsus fabrikalarında, İstanbul'daki genel merkezinde ve tüm Türkiye'yi kapsayan dağıtım ağında 2 binin üzerinde çalışanı ile 165 bin satış noktasında hizmet vermekte. Frito Lay Türkiye, 4 segment üzerinden üretim gerçekleştirmekte. Patates cipsi, mısır cipsi, mısır irmiği ile yapılan mısır çerezi ve pelet. Kurumun pazarda halen satışı süren 20'yi aşkın farklı ürün çeşidi bulunuyor. Satışların yüzde 38'ini patates cipsi (Lay's, Ruffles), yüzde 34'ünü mısır cipsi (Doritos, A La Turca) ve yüzde 27'sini mısır çerezi ürünü olan Cheetos yapıyor. Frito Lay, Türkiye'de hem küresel hem de yerel markalarıyla yer alıyor.
Kökü Anadolu'ya, vizyonu dünyaya bağlı
Frito Lay Türkiye Genel Müdürü Tuncer Akgün, İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümünden mezun. 1992'de Frito Lay'de üretim şefi olarak işe başlar. Sırasıyla üretim müdürü, lojistik müdürü, planlama müdürü, fabrika müdürü, operasyon direktörü (fabrika ve tedarik zinciri), satış ve yeni iş geliştirme direktörü olarak çeşitli kademelerde görev yapar. Ocak 2006'dan beri Frito Lay'in genel müdürü. Akgün'ün meslekî kariyerine bu kadar ayrıntıyla yer vermemin bir sebebi var. Aynı kurum içinde 15 yıl farklı departmanlarda görev alan bir ismin üst yönetim için nasıl hazırlandığına dikkat çekmek. Elbette bu süreçte Tuncer Akgün'ün öğrenme isteğini ve sabrını da göz ardı etmemek gerek. Akgün'ün vazgeçemediği tenis ve basketbol ile uzun yıllardan bu yana çaldığı piyanosu onun iş dışı uğraşıları. Son yaş gününde annesi ve kardeşi tarafından bir klarnet hediye edilince, hayatına bir de nefesli enstrüman girmiş.
Akgün'ün babaannesi, babasının güreş tutmak yerine piyanoyu tuşlamasına karar verdiğinde, aslında Akgün ailesinin hem yaşam biçimi hem de vizyonu tamamıyla değişmiş. Üç erkek kardeşin en büyüğü olan Tuncer Akgün, büyük kardeş olmanın insanın karakterini şekillendirdiğine ve sorumluluklar yüklendiğine inanıyor. Akgün'ün kariyer öyküsüne baktığımızda mücadeleci ve sabırlı olduğunu görüyorum. Kariyer basamaklarına bakım şefi olarak başlayıp mühendis olarak devam etmiş ve kurumun en tepesine kadar gelmiş. "Mücadeleci olmayan insana rastladınız mı bilmiyorum. Üst mevkilere mücadele edilerek geliniyor. Başka türlüsü pek mümkün görünmüyor. Bir de şunu söyleyebilirim ki zor zamanlarda daha iyi performans gösteriyorum. Zor şeylerle uğraşmak istemezsiniz; ama performansınız bir kat daha yükselir. Bu da mücadeleciliği getiriyor. Aynı zamanda insanı geliştiriyor." diyor. Mücadele deyince ekliyor, "Frito Lay öncesinde bir de gemicilik maceram var. Güney Afrika'ya kadar gittim." diyor. "İlginç bir deneyim olmalı!" diyorum. Mücadeleyi öğrenmek için bu kadar zor bir deneyime gereksinim var mıydı acaba? "Denizcilik sektöründe çalışmak nasıl bir şey denemek istedim. Çok da iyi para veriyorlardı. Güney Afrika'ya kadar uzanan yolculuğum, iki buçuk ay sürdü. Makine dairesinde çalıştım. Geminin içi aslında bir fabrika gibidir. 125 metre uzunluğunda ve sadece motoru üç katlı bir apartman boyundadır. Gemiciliğin bana göre bir iş olmadığını anlamam uzun sürmedi. İnsan makine dairesindeyken şunu hissediyor. Birçok insanın hayatı sizin elinizde. Fırtınanın ortasında kaldığınızda makine bozulursa hep beraber ölme ihtimaliniz çok yüksek. Makine dairesinde baş sorumlu olarak sadece siz varsınız. Yanlış bir şey yaparsanız sonuçları hiç de iyi olmayabilir. Bu da insana ciddi bir sorumluluk katıyor." diyor.
Mücadeleci bir kimlik için bir geminin makine dairesinde uzun bir süre geçirmek tamam; ama sorumluluğu almak, öğrenmek için böyle bir şeye gereksinim var mı? "Bence vardı; çünkü iş dünyasında hiçbir şey yapmamışsınız. Aile sorumluluğu almakla, yaşama ilişkin bir risk almak çok farklı." diyor. Genel Müdür Akgün, hayattaki en önemli çıkış noktasının işten keyif almak olduğunu ve kariyerine başlarken bazılarının sıkça söylediği gibi 'Ben büyüyünce doktor olacağım.' ya da 'Zaten genel müdür olacağımı biliyordum.' gibi bir hayalinin hiçbir zaman olmadığını söylüyor ve devam ediyor: "15 yıldır Frito-Lay'de çalışıyorum, 15 yılda tam saymadım; ama herhalde sekiz-on tane farklı pozisyonda çalışmışım. Farklılık arayışı, sürekli öğrenme arayışından kaynaklanıyor. O zaman da kendiliğinden birtakım şeyler oluşuyor. Yöneticinizle bunları paylaştığınızda ortak bir arayışa giriyorsunuz. Bir sonraki pozisyonun ne olabileceğini planlamaya başlıyorsunuz." Demek ki kurumun tepesine tırmanmak isterken değişimden korkulmayacak, hatta önüne geçip önce değişilecek diye düşünüyorum. Akgün'ün anlatımıyla Frito-Lay'de sürekli olarak kariyer planlama toplantıları yapılmakta. Bunun amacı, insanları geliştirmek ve bir yere hazırlamak. Bu sebeple görevi anlatmak yerine uygulamada öğrenmesi için sürekli olarak departman ve görev değişikliği yapılmakta. Bu, kurumun öğrenme ve öğretme biçimi. Tuncer Akgün'ün bu anlamda en radikal değişikliği 2000 yılında kendisine teklif edilen satış departmanı yöneticiliği. Tuncer Akgün'ün bu süreç için farklı bir yaklaşımı var. Sürekli üst makama doğru yürütülür; ama o bu yürüyüşten keyif almayı, geldiği bir üst makamda olmaktan daha çok önemser.
A la Turca bizim gururumuz
"Anlayış olarak çok sağlam bir şirket. Marka değeriyle de 100 milyar dolarlık bir şirket. Ana kolları olarak Pepsi Cola, Frito Lay, Quaker markası altında (müsliler, kahvaltılık gevrekler, yulaf ağırlıklı bir bölümü var) bir de Tropicano'dan oluşan meyve suları ve spor içeceklerinden oluşan bir ürün grubu var. Bunların içinde ciro olarak PepsiCo'ya en büyük katkıyı Frito Lay sağlamakta. Frito Lay bütün şirketin yüzde 55-60'ını oluşturuyor. En önemli farkı, insan kaynağına verdiği değer. Her sene performansımız değerlendirilir. Hedefler belirlenir. İşle ve insanlarla ilgili hedefler verilir. Yüzde 50 iş hedefleriyle yüzde 50 insanla ilgili hedeflerinizle yaklaşım şirketin odağını gösteriyor." diyen Akgün, "Yöneticiyseniz kriterleriniz; departman içinde oluşturduğunuz kültür, size bağlı çalışanları geliştirme potansiyeliniz ve şirket içindeki diğer fonksiyonlarla ilgili nasıl sonuç aldığınızdır. Konu tamamen kişisel değerlerinizle ilgili." diyor.
Aslında evde yapıp yenebilecek atıştırmalıklar yerine neden Frito Lay ürünleri alınsın ki! "Bu lezzet çok farklı." diyen Akgün, ürünün paketlenme sürecine kadar geçen zahmetli süreci de şöyle anlatıyor: "Toplamda 150 bin kişi çalışıyor ve dünyanın her ülkesinde PepsiCo var. Sanırım 170 küsur ülkede iş yapıyor. Bizim operasyonumuzda, bulunduğunuz ülkede üretici olmanız gerekiyor. Fabrika kuruyorsunuz. Satış teşkilatınızı kuruyorsunuz. Kola öyle bir şey değil. Kolalı içecekler konsantre üretiyor, şişeleyici buluyor ve ülkelere giriyorlar. Henüz Türkiye'ye yayılmamış ürün konseptlerine de sahibiz. A la Turca ise bizim gururumuz. Satışları diğer markalar kadar olmasa da iyi. Ürün için iletişim çalışmalarımıza yeniden başlayacağız. Yeniliklerle geliyoruz."
Tuncer Akgün, Frito Lay Türkiye'ye ilişkin bilgi de veriyor. Frito Lay ürünleri için zahmetli üretim demiştim, yanılmamışım, "Dertli bir konu bu. 'Davulun sesi uzaktan hoş gelir' misali işe girdiğinizde bakıyorsunuz ki bir tarafta mükemmel bir satış organizasyonu, bir tarafta tarımsal olarak uğraşmamız gereken bir başka konu var. Türkiye'de öyle bir çiftçi nüfusu yok, yani gidip anlaşma yapıp da patatesi alayım diyemiyorsunuz. Tohumu getirtiyoruz, eğitim veriyoruz, gübresi, ilacı derken oldukça uzun bir süreç. İnsanları sürekli eğitiyor ve tedarikçi yetiştiriyoruz." diyerek bir anlamda bu konudaki ihtiyaçlarını da dile getirmiş oluyor. "Türkiye'deki en iyi üç satış organizasyonu içinde Frito Lay da var." diyen Akgün, "Çok geniş bir ağa sahibiz. Türkiye'deki bütün noktaların yüzde 85'ine servis veriyoruz. Her bir satış elemanının gitmesi gereken noktalar var. Saatlik olarak ziyaret ederler. Şirket patronları bazen bu çok önemli noktayı göz ardı ediyor. O da FMSC (hızlı tüketilen ürünler) gibi bir işe giriliyorsa satış ağının ne kadar kuvvetli olması gerektiğini bilmeleri gerekliliği. Satış ağı yeterli olmadığı için dağılan bir sürü şirket var." diyor.
Tuncer Akgün, Frito Lay Türkiye'nin genel müdürü olarak operasyonlarından oldukça emin gözüküyor. Acaba bu güvenin ardında pazardaki konumlarına olan inancı mı yatıyor? "Aslında Craft var; ama biz pazar lideriyiz. Rakiplerimiz sadece kendi kulvarımızda değil, başka kategorilerdeki ürünlerle de rekabet ediyoruz." diyen Akgün, simit, poğaça, börekle de rekabet ettiklerini söylüyor. "Sonuçta onlar da 'snacks' yani öğün arası ürünler." diyor. "Abur cubur yani!" diyorum, "Abur cubur demeyelim." diyor. Haksız da sayılmaz. Abur cubur, işe yaramaz, kilo aldıran ve mide dolduran yiyecekler gibi geliyor kulağa. Hele obezite ile birlikte anıldığını da düşünürsek!.. "Bizim ürünlerimiz insanları mutlu eden ürünler. Bunun dışında hijyen ve kalite tarafımız çok kuvvetli. Ayrıca obezite ile birlikte anılmak da haksızlık. Bir kere insanlar aldıkları kaloriye göre şişmanlarlar. Kötü besin diye bir şey yok, kötü beslenme var. Mesela Cheetos, kızarmış değil fırınlanmış bir ürün. Koruyucu suni katkı maddesi yoktur. Biz sadece gurur duyacağımız ürünleri satarız." diyor Frito Lay Türkiye'nin genel müdürü.
Gelişmiş ülkeler, artık şirketlerin büyüme oranının altında kalıyor
"Dünyadaki trendler itibarıyla gelecek olarak iyimserim. Şöyle bir trend var: Artık yabancı sermaye gelişmekte olan ekonomilere doğru akıyor. Büyük şirketler büyümek zorunda. Gelişmiş ülkeler şirketlerin büyüme oranının altında kalıyor. Türkiye'deki orana baktığınızda ise pazarın yüzde 15-20 oranlarında büyüdüğünü görüyoruz. Afrika'ya gitmek ise çok riskli. Demokratik ortamı sağlanmış bir ülke, yabancıların yatırımı için çok uygun. Ben bardağı yüzde 80 dolu gören biriyim. Çok hızlı büyümeye devam edebiliriz. Bu nedenle yabancı firmalar Türkiye'ye angaje oluyorlar. Mesela Frito Lay'in yeni fabrika yatırımı 32 milyon dolar. En başta 50 milyon dolarlık yatırımı vardı. Toplamda 100 milyon doların üstüne çıkan bir yatırım yapıldı." diyen Frito Lay Türkiye Genel Müdürü Tuncer Akgün, kendi kariyeri için 'başka ülkeler olabilir' diyor. Kurumsal olarak ise "Çocuk ürünü olarak başlamıştık, gençlik ürünü olduk. Önümüzdeki süreçte ürün çeşitliliği yapmayı da planlıyor ve kuruyemiş için araştırmalarımızı yapıyoruz. Gelecekte kuruyemiş pazarında da yer alacağız. Çok başarılı olacağımızı düşünüyorum. Pazarlamayı da çok iyi bildiğimizi söylemek abartı olmaz." diyor. Giderek daha çok sayıda insanın hayatının bir parçası olarak ürünlerini tükettiğini söyleyen Akgün, marka bağımlılığı oluşturduklarını düşünüyor. İnsanların aklına gelen ilk markalardan biri olduklarını söyleyen Tuncer Akgün, "Bir numaralı marka Doritos ve ilk beş çerez markası da bizde." diyor.
Şimdi kritik soruyu soralım: Eğer Frito Lay gibi pazarlamanın tüm inceliklerini bilen marka olmuş bir dünya devi kuruyemiş pazarına giriyorsa, şu anda pazarda at koşturan Türk markaları ne yapmalıdır?
 
Günseli Özen Ocakoğlu
 

 

 

Marka davalarında hukukçulara ve marka sahiplerine önemli bir kaynak!

adres_kitap

Patentle Kazanmak Kitabı ÇIKTI!