-->

 

Kimler Online

Şu anda 97 ziyaretçi çevrimiçi

 

Sizler İçin Bir Bilene Danıştık!
(0 - CDAJAXVOTE_VOTE_COUNT)
http://www.izmirmarka.com/images//yekk.jpgTürkiye’de ve yurtdışında önde gelen firmalarına inovasyon eğitimi ve danışmanlığı veren Yekta Özözer’le sizler için bir araya geldik. Kendisiyle firmaları Sürekli Gelişim Danışmanlık ve ABC Danışmanlık ile gerçekleştirdikleri inovasyon faaliyetleri hakkında keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.
Dereceyle girdiği Boğaziçi Üniversitesi’nde Elektrik ve Elektronik Mühendisliği eğitiminden sonra İngiltere’de Mali İşler yüksek lisansını tamamlayan Yekta Özözer, profesyonel hayata atıldıktan sonra Citibank, Colgate-Palmolive, Coca-Cola, Çelebi Grubu ve Avea gibi birçok firmanın orta veya üst düzey yöneticiliğini yaptı. 2000’li yılların başında kurduğu ABC Danışmanlık Tanıtım ve Eğitim şirketi ve sonrasında Sürekli Gelişim Danışmanlık ile firmalara yaratıcı düşünme, problem çözme, inovasyon, çatışma yönetimi, TRIZ ve yöneticilik konularında sayısız eğitimler ve seminerler verdi. Ayrıca danışmanlık hizmetiyle birçok global markanın önüne ışık tuttu. Kendisi “Ne Parlak Fikir, Yaratıcı Düşünme Yöntemleri, (Darrell Mann ile birlikte) TrenDNA, Kurumsal Yağ Sanatı, Değişimi Yönetmek ve Liderlik Etmek ve (Arif Gökhan Rakıcı ile birlikte) Doğada İnovasyon adlı 5 kitap kaleme aldı.
Firmanız hakkında bilgi alabilir miyiz? Hangi firmalarla ne kadar süredir çalışıyorsunuz?
inovasyon uzmanı ve eğitimcimiz var. Türkiye’nin ilk 150 firması arasındaki 56 firma ile sürekli olarak çalışıyoruz. Bunlardan bazıları; Arçelik, Aygaz, Tat Gıda, Eti, Turkcell, Pegasus, Coca-Cola, Sahibinden, bazı Eczacıbaşı şirketleri, Ford Otosan, Mercedes-Benz Türk, Renault Mais, Bosch gibi birçok büyük firmaya uzun yıllardır inovasyon danışmanlığı ve eğitim hizmeti veriyoruz.
Neden inovasyon önemli? İnovasyona en çok ilgi gösteren sektörler hangileri?
Bizim gözlemimize göre dünyada da Türkiye’de de inovasyona ilgi için dış motivasyon açısından 2 kritik unsur var.
1) Sektörel rekabetin yoğunluğu yüksek mi? Yurtdışına açılım düzeyini de bu bağlamda bir etki unsuru olarak kabul edebiliriz
2) Sektör (GSM, Elektronik ve Yazılım gibi) hala gelişme eğrisinde ilerlemeye devam edebilen bir sektör mü?
Bu iki faktör sektörde inovasyon isteğine çok ciddi etki yapıyor. Bu durum ülkemizde de net gözüküyor: Kendi içinde rekabeti çok yüksek olan GSM, Elektronik, Bankacılık, Sigortacılık, Beyaz Eşya ve Otomotiv sektörleri firmaları rekabetin daha az olduğu örneğin bir cam sektörüne göre daha yenilikçiler.
İnovasyon konusunda dünyayı ve Türkiye’yi kıyaslar mısınız?
Dünyanın her yerindeki durum farklı olduğu için Türkiye’yi belirli ülkeler ile kıyaslamak lazım. İnovasyon geleneği olan Batı ülkelerini bir tarafa bıraksak bile en azından 1970’lerde bizden geride olan G.Kore ile yarışabiliyor olmamız gerekirdi. Buna rağmen, bazı artılarımız var…
Örneğin; İnovasyon bizde son yıllarda gerçekten önem kazandı. Tam layıkıyla yapamasak da eskisine göre biraz daha iyi konumdayız. Bunun yanında şirketlerin üst yönetimi inovasyona şekilci olmadan önem veren bir Türk firması, “ben bilmem merkez bilir” sorununa sahip bir yabancı firmadan daha atak olabiliyor.
Ancak bizdeki Ar-Ge Bölümlerinin de çoğu aslında birer Ürün Geliştirme Ür-Ge Bölümü olarak çalışıyor. Bunun getirisi de inovasyona yansıyor ve Türkiye konunun temel bilim yönünde (malzeme, kimya, elektronik, ısı vb) hala çok geride. Geride olduğumuz unsurlar;
Patent sayısı arttı. Ama kritik olan patent kalitesi ve yarattığı gelir potansiyeli; bunlarda hala gerideyiz
Zihniyet sorununun yansıması olarak Girişim Sermayesi sisteminde de ciddi sıkıntı var. İyi fikri olanın güvenebileceği, iş bilgisi ve en önemlisi de zihniyeti sağlıklı melek yatırımcı veya girişi sermayedarı bulma olanağı çok zayıf.
Kurumun yenilikçi olabilmesi için önce temel iş gereklerini adam gibi yönetiyor olması lazım. Bizim çalıştığımız firmalarda durum daha iyi, ama ülkemizde toplantı yönetemeyen, IK’a önem vermediğinden eleman sirkülasyonu yüksek olan, öneri sistemi özünde çalışmayan, projelerini düzgün tamamlayamayan bir şirketin yenilikçi olmaya heveslenmemesi lazım, çünkü olamıyor, biz de onlarla bu nedenlerden dolayı çalışmıyoruz. Önce temel iş kurallarını yerine getirmek lazım. İyi bir fikriniz varsa bile, başta bankalar birçok firma uygulayamaz, çünkü ellerindeki acil diğer projelerin çoğu sarkmış,  IT bölümleri de kilitlenmiş durumda. Bu konu aslında çok uluslu firmaların da dünyadaki genel bir sorunu.
Zihniyette hala sorunumuz var. Aşama kaydettiğini düşündüğümüz, en kaliteli makineyi, binayı, tesisi milyonlarca Avro verip kuran ve ürünü veya müşteri kitlesi ile hava atan birçok patron bile paylaşım zihni olmadığı için hala insan kaynağının önemli inovasyon kaynağı olduğunu farkında değil. Fikir çıkartacak değil, dediğini sorgulamadan uygulayacak çalışan arıyorlar.
Türkiye’de yaşananan ekonomik gelişmeler inovatif çalışmaları nasıl etkiler?
Aslında inovasyon uzun vadeli ve temel bir kavram. Ama ekonomik ve jeopolitik gelişmeler inovasyonun alt unsurlarındaki yönünü direkt etkiliyor, son 1 yılda da bunu 3 alt başlıkta gördük:
1)    Maliyet düşürme: Bunu gerçekleştirebilmek için de süreç inovasyonu, e-ticarete yönelme ve yatırımın geri dönüş süresi kısa olması için otomasyon projelerine biraz daha fazla eğilim var. Maliyet düşürmede inovasyon ürün-hizmet kalitesini düşürmeden bazı giderlerinizde kemer sıkmaya giderseniz gerçekleşebilmektedir.
2)    Irak, Mısır ve Ukrayna pazarlarının aniden çökmesi: Avrupa pazarının ise 2009’dan bu yana iyice gerilemesi sonucu alternatif dış pazarlara yönelme beraberinde Ürün Geliştirme çalışmalarında birçok yenilikçi projeyi tetikledi.
3)    Tüketici Trendleri’nde çevresel farkındalık, doğallık, fonksiyonellik ve bireyselleştirme öngördüğümüz şekilde giderek etkinleşiyor. Bu faktörler Türkiye’de daha çevreci, daha doğal ürün, malzeme bilimi ile (aynı ürünle farklı çözümler sunabilmek için) elektronik ve panel teknolojilerindeki çalışmaları mecburen yoğunlaştırdı.
Bireylerin yenilikçi düşüncelerini ortaya çıkartmak için eğitimler veriyorsunuz. Bu anlamda Türkiye’de verilen eğitimler yeterli mi? Bireylerin yenilikçi fikirler üretmesi için kişisel olarak /firma olarak neler yapması gerekir?
Sn. Cem Yılmaz’ın belirttiği üzere “EĞİTİM ŞART!” Evet, bizden veya bilgi-deneyim düzeyi yüksek firmalardan özellikle süreç başlarında eğitim almaları, elbette çok yararlı oluyor. Zaman kaybını ve başarısızlık riskini azaltıyor. Diğer yandan,  bu süreçte bireyin veya kurumun azmi de önemlidir. Artık bilgi her yerde. İlk başta ne yapacağını öğrendikten sonra kurumlar birçok farklı bilgi kaynağına ulaşabiliyor. Örneğin; açık inovasyon ile geniş kitlelerin fikirlerini, diğer sektörlerden bilgi birikimlerini farklı yollardan edinerek kurumlarına yaşamadıkları bir deneyimi kazandırabiliyorlar.
Hangi eğitimleri veriyorsunuz? Herkes inovasyon eğitimi alabilir mi veya almalı mı?
Yaratıcı düşünme ve inovasyon, problem çözme, değişim yönetimi ve yönetim eğitimleri ve danışmanlığı veriyor, çalıştaylar ve beyin fırtınası oturumları düzenliyoruz. Bu eğitimi her düzeyden kişi alabilir, seviyeye ve bölümüne göre içeriği ve uygulamaları farklılaştırıyoruz. Bu bağlamda büyük kurumsal müşterilerimiz bilgi birikimi ülkemizde en yüksek eğitim-danışmanlık şirketi olduğumuzu belirtiyorlar. Ülkemizde kimsede olmayan, yurt dışında bile az danışmanda olan bilgi ve uygulama hazinemiz var.
Bunlardan birisi, Yurtdışı ortağımızın 53 uzmanı ve bizim kendi uzmanlarımız ile birlikte dünyadaki tüm yenilikçilik metotlarını sentezleyerek çok daha kapsamlı,  bir inovasyon metodolojisi oluşturduk: Sistematik İnovasyon.  İçerisinde Yalın, 6 Sigma, Taguchi, Fourth Turning, Mavi Okyanus vb. birçok konu var. Ayrıca, Pazar analizinde kullanılan Dünya Tüketici Trendleri’nden sektöre özgü yenilikçilik fırsatlarını belirleten bir model daha oluşturduk. Bu modelimiz dünyada bir ilk olma özelliğini taşıyor.
Ayrıca yine bu uzman grubu ile birlikte 3.2 milyon başarılı inovasyon verisinin oluşturduğumuz, dünyanın en büyük veri bankasına sahibiz. Çalıştay veya danışmanlık projelerinde bu veri bankasını ücretsiz olarak hizmeti alan kuruma kullandırıyoruz. Örneğin, inşaat, beyaz eşya, otomotiv, komponent, mobilya, ayakkabı veya valiz, ne üretirseniz üretin, daha dayanıklısını daha hafif şekilde üretmek zorundasınız. Bunu gerçekleştiremeyen inovasyon yapamayabiliyor. Bununu veri bankamızdan belirlediğimiz ortak çözümleri var: Ya malzeme kompozisyonunu değiştireceksiniz, ya ürünü daha gözenekli (boşluklu) yapacaksınız, ya darbe alan yeri kavisli yapacaksınız veya diğer yönüne bir kiriş koyacaksınız. Aslında sektör farklı olsa da çözüm aynı. Bu da, Türk girişimcilerinin başka sektörleri analiz ederek birçok yenilikçi çözümü çok kısa sürede geliştirebilecekleri demektir. Bu know-how’ları kimse bu detayda ve uygulamaya yönelik veremiyor, bu da firmamızı farklı kılıyor.
Herkesin yeni bir fikri olabilir ama bu fikri somut bir hale herkes getiremez. Yenilikçi ve girişimci olmak için hangi özellikleri taşımak lazım? 
Önce ihtiyacı çok iyi analiz etmek gerekiyor. Bu da, gerek tüketiciyi-kullanıcıyı, pazarı gerekse de ilgili sektörü ve kurumlarını çok iyi bilmeyi gerektiriyor.
Fikrin, yani çözümün çok iyi ve hemen taklit edilemez olması lazım.
Son olarak da cesur olması gerekiyor.
Ama olmazsa olmaz başka bir gereklilik: Yukarıda bahsettiğim temel iş anlayışı ve deneyimi eksikse iyi bir girişimci olamazsın. Ortalıkta yeni mezun olup iş yaşamının cefasını çekmeden zengin olmak isteyen çok fazla genç arkadaşımız var. Temel iş kurallarını, toplantı, proje yönetimini, insan kaynağını yönetmeyi ve motive etmeyi bir yerlerde öğrenmeden, maaşları zamanında ödemeden iyi girişimci olunmaz. Devletimiz de dahil “girişimcilik = risk almak” şeklinde bir kaynı bilinçsizce yaratıyor. Karşındaki kitle zaten kolaycı. Ortaya batan birçok proje ve yaşam çıkıyor.
Herkes Google’a ve Facebook’a özeniyor ama orada iyi bir fikrin yanında ciddi bir girişim sermayesi mekanizması da var, yani fona ek olarak yönetim takviyesi de yapıyorlar. İşi, parayı ve iyi fikri riske etmemek için yanına deneyimli ve iyi bir icraatçıyı örneğin, Eric Schmidt’i (Google) yönetim mekanizmasının başına getiriyor ve böylece riski minimize etmiş oluyor.
İnovatif çalışmaların sonucunda ortaya yeni bir ürün çıkıyor.  Bu ürünler devlet teşvikleriyle yeterince destekleniyor mu?
Ülkemizde son yıllarda birçok teşvik verilir oldu. Elbette daha da geliştirilebilir ama bence daha öncelikli olarak çözmemiz gereken 2 temel sorun var:
1) Teşvik girişimciye hibe olsun diye verilmiyor, ama hızlı köşe dönme mantığına sahip birçok işletme ekonomiye yarar sağlamam şart değil, ben bu fonu nasıl alırım derdinde.
2) Ortak çalışma kültüründe sorunlarımız var. Son dönemler çok iyi hamle yapan birçok üniversite olmasına rağmen üniversiteler batıdaki üniversitelerin misyonuyla hareket etmiyorlar. Sanayi ihtiyacını bilmeyen, teorik dünyada kendi konfor alanını yaratmış ve bunu korumaya çalışan birçok öğretim görevlisi var. Tamamı olmasa da en azından bir bölümünün çalışma alanlarını ülke sanayisine ve Ar-Ge’sine destek veriyor olması gerekiyor. Gerçek Know-How yıllara dayanan ciddi çalışmaların bir sonucudur. Birçok sanayici ve girişimci de ben bu sabrı ve yatırımı gerçekleştirmeden kısa dönemde nasıl kâr ederim derdinde olduğu için şuan gelinen nokta budur.
Yani aslına bakarsanız inovasyonun önünü tıkayan en büyük sorunlar bunlardır. Bu sorunların temelinde kültür yatmaktadır. Sorunların giderilmesi için de zihniyetin ve zihniyetle birlikte değişen kültürle olacaktır.
 

 

 

Marka davalarında hukukçulara ve marka sahiplerine önemli bir kaynak!

adres_kitap

Patentle Kazanmak Kitabı ÇIKTI!